Vâizin Susması

Herkes merak içinde... Gözler gelende... Câmi dopdolu... Hep de münevver ve ehil kimselerle... Beklenen vâiz gelir ve başlar konuşmaya... Mâkes ve muhatap bulur kıymetli ve paha biçilmez sözleri... Hem coşar hem de coşturur cemaati... Ağzından çıkan sözler, cemaatte gözyaşları şeklinde düşer dizlere... İçten, değirmen taşının sesi gibi kopan hıçkırıklar, fiilî dua olarak yükseklere çıkar... Biraz daha... Biraz daha... demek isterler. İşte böyle bir anda ve nasıl olduysa cemâatten birisi gözlerini kapatır ve girer âlem-i menâma... Onun böylesine halini gören vâiz efendi, hemen konuşmasını keser; hayret, haşyet ve edebinden cansız bir vücud halinde kürsüde öyle bekler... Câmiyi ciddî bir sessizlik kaplar Uyuyan kimse farkına varır ve uyanır. Onun uyandığını gören vâiz de tekrar kanuşmasına başlar ve devam eder. Konuşma biter. Cemaat vazifesini yapar. Uyuyan kimse de vâiz efendinin yanına sokulur. Özür diler: "-Hocam, siz konuşurken uyuduğum için konuşmanızı kestiniz. Hem sizi hem cemaati üzmüş oldum. Özür dilerim." Vâiz efendinin cevabı: "-Hayır, Hayır!.. Ben uyduğunuz için susmadım. Fakat siz gözlerinizi kapatır kapatmaz Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem'i gördünüz ve O'nunla konuşmaya başladınız. O burda varken ve O'nun bulunduğu bir yerde ben nasıl konuşabilirim? O'nun yanında bana düşen susmak değil midir? İşte ben rüyânızdaki Zât için sustum. Fakat ben susunca siz uyandınız. O zaman da ben tekrar konuşmaya başladım." Bu nasıl bir saygıdır Allah aşkına?... Bu nasıl bir kalpdir Allah aşkına?... Bu nasıl bir gözdür Allah aşkına?... Var mı bizim böyle bir vâiz ve böyle bir cemaatımız?.. ... Peki bu uğurda var mı cehd-ü gayretimiz?... İnsaf ve iz'anımıza havale eder, kalpleri evirip çeviren Yüce Mevlâ'dan da nefsimizin islâhını ve kendilerine son derece muhtaç olduğumuz kâmil mürşidleri imdâdımıza göndermesini tazarru' ile niyâz ederim.