Anasayfaya dön

Çubuklu

Beykoz'un güzel mahalleleri arasinda sayilmasi gereken bir diger semt de Çubuklu'dur.

Bizanslilar zamaninda ‘‘Katankiyon'' denilen Çubuklu`da Aleksandr isimli bir rahibin yaptirdigi büyük bir manastir vardi. ‘‘Uykusuzlar Manastiri'' ismini tasiyan ibadethanede üç yüz rahip geceli gündüzlü fasilasiz Incil ve dualar okurlardi. 
(...) Mevkiinin güzelligi ile ve bilhassa baharda bülbülleriyle meshur olan Çubuklu III. Ahmet zamaninda imar edildi. Nevsehirli Sadrazam Ibrahim Pasa Çubuklu`da büyük bir havuz, güzel bir çesme yaptirdi. Dere civarina da çinarlar ve muhtelif agaçlar diktirildi. 
(...) Çubuklu`da büyük kireç ocaklari bulunuyordu. Bu ocaklar pek eski zamanlardan beri isletilirdi. 
Çubuklu Bogaziçi`nin sulari meshur semtlerinden biridir. Sair Vehbi, Ibrahim pasa`nin yaptirdigi çesmelerden birinin üstündeki tarihi beytinde: 
Ziyade bir güzel tarih tahrir eyle ey Vehbi 
Suyun buldu Çubuklu devri Ibrahim Pasada 
demektedir. 
Çubuklu`daki çesmelerden birini de Keçeci Izzet Molla yaptirmistir. Abdülmecit zamaninda Çubuklu`da ‘‘Çesmibülbül'' denilen bir çesmenin yaninda kurulan bir imaláthane ‘‘Çesmibülbül'' ismini alan billûr eváni yapmaya baslamisti. Çesmibülbül denilen bu esya arasinda çok sanatkárane imal edilmis kaseler, fincanlar, bardaklar, ávizeler, samdanlar vesaire bulunuyordu. 
Çubuklu Istanbul halkinin ragbet ettigi mesirelerden birisi idi. Sirketi Hayriye kurulmadan evvel bugün yalilarin bulundugu yerler bastan basa bostandi. Ilkbaharda zevk ehli olanlar kayiklarla bu kiyilara bülbül dinlemeye gelirlerdi. 
Çubuklu`da Rifat Pasa ailesine mahsus yalilar Bogazin en güzel binalarindandi. Çubuklu ile bu yalilar arasinda bir bayir üzerindeki araziyi Rifat Pasa halka dagitmis ve bu kismin imarini temin etmisti. Birtakim kimseler buralara evler yapmislarsa da, poyraza karsi olmasindan kis mevsimlerinde oturmak imkani bulamamislardi. 
Böyle yeni bir mahallenin kurulmasi üzerine köye bir müddet Rifat Pasa Mahallesi denildi, fakat sonra gene eski nami olan Çubuklu ismiyle yád edilmeye devam olundu. 
(...) Sirketi Hayriye istatistiklerine nazaran 1914`te bu iskeleye günde 160 kisi gelir gider. Yazin pazar ve cuma günleri 187 kisi gelir ve misafiri de 48 kisi bulunurdu. Sirkete köyün biraktigi günlük hasilat iki yüz kirk bes kurustur. 
Bogaziçi`nin ve Haliç`in birçok yerinde oldugu gibi Çubuklu`da da Nedim`den hos bir sada kalmistir. 
Göksu bir náhos hava simdi Çubuklu pek zihám.

Çubuklu mahallesinden fotoğraf kareleri

Beykoz'un güzel mahalleleri arasinda sayilmasi gereken bir diger semt de Çubuklu'dur.  Çubuklu semtinin bugünlere dek gelen pek çok hikayesi vardir. Evliya Çelebi'nin anlattiklarina bakilirsa burasi eskiden “Çubuklu-bagce” olarak adlandirilan bir semttir. Evliya Çelebi buranin hikayesini su satirlarla anlatir:   “II. Beyazit, oglu Sehzade Selim'i Trabzon'dan Istanbul'a getirdikten sonra Çubuklu'da gezerken öfkelenerek elindeki kizilcik çubugu ile Selim'e 8 defa vurur. Selim o zaman bu çubugu topraga dikerek tutmasi için dua eder. Çubuk tutar ve yemis verir.” Bu rivayet dogrultusunda Yavuz Sultan Selim, padisah olduktan ve çiktigi Misir seferinden döndükten sonra bu semti güzellestirdigi söylenir. Semtin Çubuklu ismini almasina açiklik getirmeye çalisan bir diger rivayet de eskiden buralarda yapildigi söylenen çubuk lülesinin semte ismini verdigi yönündedir.

Çubuklu, bir diger anlatima göre, Bizanslilar döneminden bu yana önemli bir sayfiye mekani olarak karsimiza çikar. Bizanslilar döneminde “Katankiyum” ismiyle anilan semt içerisinde Alexandr adli bir rahip tarafindan yaptirilan “Uykusuzlar Manastiri” Ortodoks Hiristiyanlik'in tarihinde oldukça önemlidir. Bu manastirda üç yüz rahibin geceli gündüzlü Incil okuyup, yakarista bulunduklari rivayet edilmektedir. Bu rivayet çerçevesinde  isminin “Glaros” oldugu da söylenilen Çubuklu, daima kizilcigi ile ünlü bir semt olmustur. Evliya Çelebi on yedinci yüzyilda semtin ne tür özellikler gösterdigini söyle anlatir: “Bu kasaba yakinda mamur olmustur. Lebideryada bagli ve bahçeli, 1200 haneli bir dilnisin kasabasidir. Baslica yalilari, Ibrahim Çelebi Yalisi, Emir Pasa Yalisi, Süleyman Efendi Yalisi'dir. Lâkin nihayetindeki Lonkazâde Yalisi cümlesinden müzeyyendir. Yedi mahallesi Islam'dir. Iskele basinda Iskender Pasa Camii meshur Mimar Sinan Aga binasidir. Iki sibyan mektebi, küçük bir hamami vardir.”

Günümüzden yaklasik altmis yil kadar öncesinde sazli sözlü eglencelerin yapildigi bir mesire yeri olan Çubuklu'da, simdiki yalilarin bulundugu mekanlarin tamamiyla bos oldugu söylenmektedir. Bu mekanlarda bülbül dinlemenin verdigi zevk, siirlerde, romanlarda basvurulan bir temadir. III. Sultan Ahmed döneminde “Feyzabat” olarak anilan bu semt, Batililasma döneminin erken dönem habercisi Lâle Devri'nin mimari Nevsehirli Damat Ibrahim Pasa tarafindan yaptirilan havuz ve çesmelerle, diktirdigi birbirinden güzel agaçlarla güzellestirilmistir. Nevsehirli Damat Ibrahim Pasa, ayrica, Bostancilar Kislasi kenarinda da Fezabat Kasri yaptirmis, ancak bu yapilarin hiçbirisi günümüze kadar aktarilamamistir.

Çubuklu semtinin imarina katkida bulunan çok önemli bir isim de Misir Hidivi Abbas Hilmi Pasa'dir. Abbas Hilmi Pasa, Viyana'da egitim görmüs bir isimdir. Dönemin Osmanli padisahinin fermaniyla Misir Hidivligi görevine atanan Abbas Hilmi Pasa, bu göreve getirilen üçüncü ve son kisidir. Osmanli tarihi içerisinde Abbas Hilmi Pasa ismine yalnizca dönemin siyasi olaylar silsilesi içerisinde degil, yaptirdigi güzel köskler söz konusu oldugunda da rastlariz. Bunlar içerisinde Hidiv Kasri en meshurudur.

Koruluklarin içerisinde yer alan ve yekpare mermerle kapli Hidiv Kasri, yalnizca Çubuklu semtinin degil, bazi sanat tarihçilerine göre tüm Istanbul'un en gösterisli, en zarif ve ayni zamanda da en büyük gül bahçesine sahip olan kösküdür. Hidiv Kasri'nin yapimi Osmanli mimarisindeki Bati etkisini izlemek açisindan, muhatabina oldukça zengin malzemeler sunmaktadir. Çivisi dahi Avrupa'dan getirttirel bu kösk Osmanli mimari tarihi açisindan bir dönüm noktasinin izlerini tasimaktadir. Bu köskün o dönemki maliyeti 150.000 altindir. Köskün alt katinda, somaki mermer sütunlar, havuz ve selsebil ile süslenmis bir büyük salon bulunmaktadir. Salonun bastan asagi camdan mütesekkil olan kapilari hemen önündeki parka açilmaktadir. Köskün tavanlari, her bir parçasi büyük bir zevk ve essiz bir sabirla ortaya konulan altin yaldizli nakislarla süslenmistir. Köskün bir diger ilk olma özelligi de suradan kaynaklanmaktadir. Abbas Hilmi Pasa koruya yaptirdigi elektrik jenaratörüyle köskünü ve Çubuklu Cami'sini aydinlatmis ve böylelikle burasi elektirkle aydinlatilan ilk kösk olma özelligini kazanmistir. Köskün tasarlandigi mekanin önemli bir bölümü de park olarak düzenlenmis, yine birçok yabanci ülkeden esine ender rastlanir fidanlar getirtilerek bu parka dikilmistir. Bugün Hidiv Kasri'nin parkinda degisen yaslari ile yer alan bu agaçlar muhtesem bir doga harikasi görünümündedirler. Yine köske kurulan ve buharla çalisan asansör de bir ilki gerçeklestirmistir. Köskün tüm bogaza hakim kulesine ya bu asansör ile ya da yüz elli iki basamakli bir merdiven yardimiyla çikilmaktadir. Abbas Hilmi Pasa Köskü ile ya da bugün bilinen deyimiyle Hidiv Kasri'nin söyle bir hikayesi oldugu söylenir. Köskün plani çizilirken Abbas Hilmi Pasa binaya bir kule yapilmasini talep etmis. Abbas Hilmi Pasa'nin bu talebi üzerine hemen kulenin tasarimi gerçeklestirilmis ve derhal kule insaatina baslanmis. Bu kulenin tam üç yüz dört basamaginin olmasi planlanmaktadir. Ancak ne var ki haber hizla hafiyeler tarafindan Sultan II. Abdülhamdit'e ulastirilir. Sultanin mabeyn baskatibi Tahsin Pasa'nin Yildiz Hatiralari isimli kitabindan ögrendigimize göre, haberi Abdülhamit'e ulastiran hafiyeler, bu kulenin saraylara mahsus oldugunu söylemisler, Abbas Hilmi Pasa'nin Istanbul'a bir saray yaptirip, içinde saltanat sürmesinin de çok yanlis anlamlara gelebilecegini, bunun bir nevi Abdülhamit'in saltanatina meydan okuma olabilecegini ima etmislerdir. Zaten pimpirikli bir kisilige sahip olan II. Abdülhamit bu bilgilerden çok ciddi bir biçimde rahatsizlik duyar. Kule yapimina epey cani sikilan II. Abdülhamit yine de nezaketi elden birakmayarak ve asil duygularini gizleyerek bir an önce pasaya bir mesaj gönderir. Mesajda su ifadeler yer almaktadir: “Böyle muhtesem bir kösk yaptirmanizdan elbette memnunun. Ancak bildiginiz gibi Istanbul Islam'in gözbebegi bir sehirdir. Böylesine mukaddes bir yerde cami minarelerinden daha yüksek bir kule insa ederseniz, alem-i Islam size gücenebilir. Sözün kisasi yaptirilmakta olan kulenin yüz elli iki basamaktan fazla olmamasi arzu-yu sihânemdir!...” Sultan Abdülhamit'in bu mesajina kulak veren Abbas Hilmi Pasa, sultanin bu istegine uyarak kuleyi yüz elli iki basamakta birakmistir. Abbas Hilmi Pasa daha sonra Misir'da Nil Nehri kiyisinda Hidiv Kasri'nin bir ikizini yaptirir.  

Hidiv Kasri, halihazirda Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun Istanbul Büyüksehir Belediyesi ile imzaladigi protokol dogrultusunda, restore edilmis ve tüm salonlarinda restaurant hizmeti verilebilecek sekilde yeniden düzenlenmistir. Çevresi çim ve güllerle kaplanan bu güzel yapi, gündüzleri çay salonu olarak, aksamlari ise lokanta olarak hizmet vermektedir. Davetler, resepsiyonlar ve konserler için ideal bir mekan olan Hidiv Kasri, dünya standartlarindaki hizmet anlayisiyla çalismalarina devam etmektedir.

Çubuklu'dan bahsederken sularindan söz etmemek ciddi bir eksiklik olur. Çubuklu, sulariyla Bogaziçi'nin ünlü semtlerinden biri haline gelmistir. Bu ün, tarihsel bir geçmise sirtini dayamaktadir. Sultan Abdülmecit döneminde Çesmibülbül denilen enfes çesmenin yaninda bir imalathane de kurulmustur. Burada mükemmel fincanlar, harika bardaklar, güzelim avizeler, kaseler ve samdanlar basta olmak üzere birçok esya üretilir ve bu eserlere de “Çesmibülbül” denirmis.

Son olarak Çubuklu'da oturanlardan ismi unutulmayan, hatta bir ara oturdugu mahallenin kendi ismiyle anilmasina yol açan bir kisiden bahsedelim. Rifat Pasa isimli bu kisi, yardima muhtaç insanlara yaptigi yardimlarla ve iyiliksever kisiligiyle taninmistir. Rifat Pasa, sahibi oldugu çok genis bir araziyi halka dagitmis ve çok büyük bir sevgi toplamistir. Zamanin en güzel ziyafetlerini verip halki davet eden Rifat Pasa'nin yalisinin kendine özgü firininda hergün pisirilen “Francala” isimli ekmekler bugün bile konusulmaktadir.

Çubuklu mahallesinden fotoğraf kareleri

Ana sayfaya dön